İstanbul Barosu Başkanı Filiz Saraç deprem sonrasına ilişkin hukuki süreci anlattı: Her binanın çökme nedeni araştırılmalı

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından on binlerce yurttaş yaşamını yitirdi. Kimi yurttaşlar evlerini kaybederken kimileri ise yakınlarını kaybetti. Kaçak, denetimsiz ve dayanıksız binalar on binlerce insana mezar oldu. Yurttaşlara mezar olan bazı binaların müteahhitleri tutuklandı.

Öte yandan depremden kurtulan yurttaşların haklarını nasıl arayacakları ve deprem sonrasına ilişkin hukuki süreç merak edilirken Cumhuriyet konuya ilişkin İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç ile konuştu.

  • Depremzedeler haklarını nasıl arayacaklar?

Öncelikle bina çökmelerine ilişkin suçlarda delil tespiti son derece önemli. Binadaki kusur ve kusurluların neden ve kimler olduğu, kusurlarının ne olduğu ve bina çökmesinin neden meydana geldiğinin araştırılması gerekir. Gerekli yerlerden örneklerin alınması ve teste tabi tutulup bina çökmesinin nedeninin araştırılması gerekiyor.

  • 1999 depreminde 198 ölümlü bir dosyanın depremzede avukatıydınız. AİHM’de başvurucu vekili olduğunuz bu dosyada hak ihlali kararı verilmişti. Tecrübeleriniz ışığında, deprem sonrası sürecin nasıl yönetildiğini düşünüyorsunuz?

1999 depreminde en fazla ölümün olduğu dava dosyasında avukat olarak görev yaptım. Bu davayı AİHM’ye başvurucu vekili olarak taşıdık. AİHM’nin depremle ilgili iki kararı vardır. Bu, AİHM yönünden depremle ilgili kriter bir karardır. İleride aynı zararların doğmaması açısından, idarenin kusuruna dikkat çekmek açısından da önemli ve yol gösterici bir karardır. Acil durum ve afet yönetimi konusunda, afet öncesi hazırlık ve zarar azaltma evresi dediğimiz noktada ülkemizde eksiklikler bulunduğu nettir. Planlamaların yapılması çok önemli. İmara açtığınız yerlerin doğru olması gerekiyor. Zemin yapısına göre yerleşime açmak, buna göre planlama ve inşaat yapılması gerekirken, hasar ve zarar azaltma dediğimiz evrelerdeki eksiklikleri göstermektedir. Aynı şekilde 6 Şubat’taki deprem sonrası müdahale aşamasındaki eksiklikler açıktı. Maalesef enkazlara gerekli müdahale olamadığı için hayatta olan pek çok vatandaşımız kurtarılamadı. Bu da afetin müdahale safhasındaki eksikleri göstermekteydi.

“HUKUKİ SÜRECIN ARKA PLANI”

  • Depremle ilgili başlatılan soruşturmalar kapsamında şu ana kadar tutuklananların büyük çoğunluğu müteahhit. Sorumluluk müteahhitler ve birkaç belediye görevlisi ile mi sınırlı?

Deprem bir doğa olayıdır. Deprem neden afete dönüşüyor? Çünkü, sağlıklı binalar yapmıyoruz. O zaman depremde meydana gelen can ve mal kayıplarının nedeni ve kusurlularının araştırılmasında binaların yapım sürecini incelememiz gerekiyor. Yer seçiminden, imar planlamalarından, ruhsatlandırılmasından, projelerinin yapılmasından, imalat aşamasından denetleme aşamasına, sonrasında binalarda yapılan değişiklikler gibi süreçlerin ayrı ayrı irdelenmesine ihtiyaç var. Bina yapımı sürecinde depremde can ve mal kayıplarına neden olan kusurluların araştırılmasında, aslında tek sorumlu olmadığı görülür. Bir sorumlular zinciri vardır. Nitekim 6 Şubat’ta yaşadığımız depremde, 72 saat dediğimiz, can kayıplarının olmaması için müdahale edilmesi gereken bu çok önemli süreçte, müdahalelerin son derece yetersiz olduğunu gördük. Onun için artık afetlerin kusur ve kusurlularının araştırılmasında, afete açık bir ülke olduğumuz bilindiği için bu hazırlıkların yapılmaması, tedbirlerin alınmaması, afet anında müdahalelerin neden yeterli şekilde yapılmadığı, iyileştirme çalışmaları dediğimiz aşamada eksiklikler olursa, bu eksikliklerin de sorgulanmasına ihtiyaç vardır. Evet, mütehhitlerin sorumluluğu da çoğu kere vardır. Ama planlamadan itibaren bina yapımındaki tüm süreçteki kusurluların ve kusurlarının araştırılması gerekir. 1999 depremini yaşamamıza rağmen, 24 yıl sonra halen depremin afete dönüşmesinde idarenin hazırlık, zarar azaltma, müdahale evrelerindeki tüm eksikliklerinin de artık irdelenmesi, soruşturulması gereklidir.

  • Sorumlular zincirindeki her bir sorumlu TCK’da yer alan hangi suçlardan yargılanacak?

1999 depreminde 2005 yılından önceki Türk Ceza Kanunu (TCK) yürürlükteydi. Önceki TCK’da 383. madde dediğimiz bir maddeye göre ceza verilmekteydi. Bu da birden çok ölümün olduğu hallerde 5 yıla kadar hapis cezasıydı. 2005 yılında TCK değişti ve yeni maddeler geldi. Yeni düzenlemede sadece bina çökmesine ilişkin de maddeler bulunuyor. Can kaybı ve yaralanmaların olduğu durumlarda ise öldürmeye veya yaralamaya sebebiyet vermeye ilişkin maddeler uygulanmakta. Yine TCK’ya olası kasıt ve bilinçli taksir dediğimiz ağırlaştırıcı haller getirildi.

  • Süreç nasıl ilerliyor?

99 depremi ile kıyasladığınız zaman maalesef yaşanan deprem daha da büyük alana yayılmış bir deprem. Delil tespitlerinin tamamıyla ve gerektiği gibi yapılıp yapılmadığının tespitiyse soruşturma ve yargılama aşamalarında anlaşılacaktır kanısındayım. Yargı büyük alana yayıldığı gerekçesiyle ya da idare bu soruşturmaların yapılmaması ya da eksik yapılması için bu mazeret oluşturmaz. Yargı, gereken yargılamaları, soruşturmaları yapmak zorundadır. Soruşturmaların tüm deliller toplanmış şekilde, iddianame tanzim edilerek davanın o haliyle açılması ve yargı sürecinin hızlı olması önem taşımaktadır. İstanbul Barosu üyelerinin de aralarında olduğu pek çok barodan meslektaşlarımız da depremden zarar gören illere giderek bu tespitlerin yapılması için çalışmalar yaptılar. Çünkü bina çökmelerine ilişkin suçlarda delilin tespiti, özellikle ilk günler yapılacak tespitler son derece önem taşımaktadır.

“BİNLERCE BİNA VAR”

  • İskanı ya da tapusu olmayan çok sayıda bina da var. İskanı olmayan evlerde oturan ve evi zarar gören bu vatandaşların izleyeceği hukuki yol ne olmalı?

İdare tarafından ya da yurttaşların başvurusu ile buralar gezilerek, hasar durumları tespit ediliyor. Bu binaların varlığı deprem öncesinde de biliniyor. Sadece iskanı yok diye o bina yokmuş gibi hukuki sonuçlardan bahsedilmez. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin kamuoyunda “Hekimbaşı Çöplüğü Davası” olarak bilinen davada, kaçak yapılarla ilgili de verilmiş kararı vardır. Kararda “Siz idare olarak kaçak binaları yıkmamışsanız, gerekli denetimleri yapmamışsanız, bundan doğan zararlardan sorumlu değilim diyemezsiniz” denilerek başvuru hakkında hak ihlali kararı verilmiştir. Bugüne kadar iskanı yoksa, gerekli denetimleri yapmamışsan ve vatandaş da oturmaya devam etmişse, siz de “imar barışı” gibi birtakım teşvik edici yasalar çıkarmışsanız, daha sonra devlet olarak ‘Bunlardan ötürü doğan zararlardan yükümlü değilim’ diyemezsiniz. Ülkemizdeki binaların bu durumda olmasından pek çok kurum sorumlu. “İmar barışı” dahil tüm imar affı yasalarının çıkarılmasında siyasilerin sorumlulukları vardır. 1959’dan beri imar afları sürekli seçim malzemesi yapılmaktadır. Oy uğruna vatandaşlarımızın can güvenliği riske atılmaktadır.

  • Deprem bölgesinde Baro olarak ne tür çalışmalar yürüttünüz. Siz de bölgeye gittiniz, incelemelerinizden bahseder misiniz?

Depremin meydana geldiği 6 Şubat’ta olağanüstü yönetim kurulu toplantısı yaptık ve “Afet Hukuku ve Koordinasyon Merkezi”ni kurduk. Afetlere açık ülkeyiz. Baro olarak da afet hukukunun düzenlenmesi ve geliştirilmesini hukuka ve topluma dair görevimiz olarak görüyoruz. Deprem destek masası, deprem hukuki destek, deprem ve çocuk, deprem ve kadın masalarımız çalışmakta. Depremin ilk gününden itibaren deprem destek masamız bünyesinde meslektaşlarımızdan ayni ve nakdi yardım topladık. Deprem bölgesinde zarar gören barolarımıza ulaştırdık. Adliyelerde kan bağışı çalışmaları düzenledik. 6 Şubat’ta TBMM’ye, tüm partilerin grup başkanvekilliklerine yazı vererek, yasal sürelerin kanunen durması için madde eklenmesini istedik. HSK’ya yazı göndererek, depremden etkilenen illerdeki avukatların mazeretli sayılmalarını istedik.

“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK”

12 Şubat’ta deprem nedeniyle yıkılan her türlü binanın yapımında ve denetiminde sorumluluğu bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Depremden etkilenen illerdeki vatandaşların ve avukat meslektaşlarımızın yararlanması için 14 Şubat’ta “Deprem Hukuku Rehberi” yayımladık. Çocuk Hakları Merkezimiz afetten etkilenen çocuklar için faaliyetler yürütmüştür. Depremden etkilenen bölgelerden gelen avukat arkadaşlara da her konuda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Deprem bölgesine şu ana kadar 6 grup halinde, toplam 140 avukat arkadaşımız, delil tespiti ve yardım konusunda bölgeye destek için gitti. 12 Şubat’ta deprem bölgesine hareket ettik. Malatya, Adıyaman, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Hatay’da incelemelerde bulunduk. Barolarımızı ve bölgede hukuki destek ve yardım için çalışmalara destek olan meslektaşlarımızı ziyaret ettik. Deprem bölgesinde Barolarımızın nezaretinde, Baro merkezimizde, Adliyelerde, bulunduğu yerlerde canla başla çalışan Yönetim Kurulumuza, komisyonlarımıza, merkezlerimize ve tüm meslektaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Deprem bölgesinde ilk hafta gezdiğimiz zaman depremin çok geniş alana yayıldığını gördük. Barınma ihtiyacı son derece önemli. Yurttaşların, STK’ların ve meslek örgütlerinin dayanışması görülüyor. Ancak, bu süreçte idarenin üzerine düşen görevi yapamadığı da anlaşılıyor. Özellikle depremin ilk günlerinde kurtarmaya yönelik çalışmalar başta olmak üzere müdahalenin zamanında doğru şekilde yapılamamış olmasının eksiklikleri zaten anlaşılıyor. Ayrıca 8 Mart’ta da Hatay’a gittim. Orada da çadırkentteki kadınları ziyaret ettim. Artık barınma ihtiyacının acilen giderilmesi gerekiyor. Bir an önce sağlıklı bir kentleşmeye uygun şekilde konutlar yapılmalıdır. Geçmişte pek çok afet sonrasında, konutların yapımındaki aşamalarda son derece gecikmeler olduğu gözlemlendi. Bu depremde ve sonrasında böyle bir gecikmenin yaşanmaması gerekir. Aynı zamanda psiko-sosyal destek çok önemli.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir